02 Eyl HİÇLİĞE GÖMÜLMÜŞ BİR ŞAİRE DAİR
SALGIN GÜNLERİNDE HİÇLİĞE GÖMÜLMÜŞ BİR ŞAİRE DAİR
Pandemi günlerini hatırlıyor musunuz? Gerçi biz çabuk unutan bir milletiz. Zira 10 sene için de üst üste darbe girişimi, salgın, ekonomik ve siyasi krizler, seller, dolular, fırtınalar, heyelanlar, yangınlar, büyük ve zincirleme kazalar, vahşetler ve nihayet 6 Şubat depremi gibi şeyleri yaşayan bir milletin hem ıslah olması hem de hafızasını diri tutmayı öğrenmesi lazım gelirdi. Ama biz gün geçtikçe daha beter olduk. Her neyse bahsidiğer…
Biz konumuza dönelim. O günlerde başımıza bundan beter daha ne gelebilir diyorduk. Lakin sonra üst üste yaşanan felaketler o günleri arattı. Ben bir çok defa şu sözleri söylerken yakaladım kendimi; “Meğer pandemi günleri ne kadar da güzel günlermiş.” (Vefatlar hariç)
İşte o günlerde eli kalem tutan herkes arasında “Korona Günlükleri” diye bir furya başlamıştı. Şükürler olsun ki bu furyaya katılanlardan olmadım. Lakin arşivimi karıştırırken “Korona Günlerinde Hiçliğe Gömülmüş Bir Şair” adlı kısa bir yazımla karşılaştım. Eee hal saridir. Ben de ortamın neminden kaptım elbet bir şeyler. Şimdi bize sanki asırlar önce yaşamışız gibi gelen o günleri eksikleriyle, kusurlarıyla (Belli ki içimin daraldığı, çok bu bunaldığım bir anda içimdekileri dökmek için geldiği gibi yazıya aktarmışım.) sizlere sunmak istiyorum. Haydi buyrun hafızaları tazelemek niyetiyle çoktan ölmüş bir zamanın cenaze namazına…
” SALGIN GÜNLERİNDE HİÇLİĞE GÖMÜLMÜŞ BİR ŞAİR
İnsanlar harıl harıl yazıyor. Yeni bir tabir; Korona Günlükleri… Ne yaptın, ne ettin sualleri. “ Yediğin, içtiğin senin olsun gezip, gördüklerini anlat” cümlesinin güme gittiği bir gezi yazısı mahiyetinde zamanın yollarında duraklayarak yazılmış birer hatıra defteri… Kim bilir belki de bu satırlar yakacak birilerini!
Ben anlatayım biraz. Siz, sadece dinleyin. Zira dinlemek, herkesin olur olmaz yerlerde konuşmaya çalıştığı çağlarda şerefli bir başkaldırıdır! Sizler cümlelerini üç-beş kuruşa satmayan insanların kervanlarına katılın.
Bu acımasız salgın başlayıp da balık istifi evlere tıkıldığımız zamanlarda herkes bizlerden daha çok yazmamızı bekledi. Elbette zaman yazmak için gerekliydi ve elimizde bolca hatta biraz fazlaca zaman vardı. Peki biz ne yaptık? Yazdık tabiî ki… Ama her seferinde olduğu gibi pişman olduk. Zira bu vetire (süreç) insanlarda bir farkındalık oluşturur zannediyorduk. Yayınevleri biraz olsun banka mantığından uzaklaşır, insanlar bir sayfa olsun kitap okur, dergiler ünlü edebiyatçıların değil gerçek sanatseverlerin peşinden koşar, gazeteler doğruları söyler ve sözlerini tutar sanıyorduk. Şiirler yazıyorduk. İnsanların yüreklerine dokunur ümidiyle… Masallar kaleme alıyorduk. Çocukları tablet başına değil kitap başına oturturlar diye. Vecizeler haykırıyorduk. Sesimiz duyulsun istiyorduk. Ama olmadı işte… Yine olmadı. Yine aziz ve necip (!) Türk halkı bizi şaşırtmadı. İnsanlar yine dizi, sigara, sosyal medya, futbol ve para dışında hiçbir şeyi umursamadı. Dediğim gibi şaşırmadık. Ama biliyor musunuz? Bu defa şaşırmayı çok isterdik…”
Muhammet Baran ASLAN (Baranî)