KEMAL AVCI PADİŞAHA İTEAT DİNİN KURALI DEĞİLDİR DİYOR

KEMAL AVCI PADİŞAHA İTEAT DİNİN KURALI DEĞİLDİR DİYOR

PADİŞAHA İTAAT DİNİN BİR KURALI DEĞİLDİR

Osmanlıcılık hayali kuranların en çok istediği şey padişahlık sistemidir ve şeriatla yönetilmektir. Çünkü bu itaat dinin bir gereği olarak algılanmıştır ve padişah yönetimine yakın olup sarayın beslemesi olan aydınlar ve ulemalar eliyle padişaha itaatin dini bir kural olduğu dini ve ilmi kitapların son kısımlarına eklenmiş, geleneksel hale getirilerek sözlü ve yazılı şekilde yasalaştırılmış, şeyhülislâmlar ve ileri gelen dini liderler ve tarikatlar ile tarikat şeyhleri de bunu bir dini kural olarak gerek fetvalar, gerek fermanlar, gerekse verdikleri vaazlar ile halka dayatmışlardır. Esasen bu gelenek Türklerin İslam öncesi yaşamında ne kültürel, ne de töresel olarak yoktur. İslam öncesi Türk’lerde inanç kişinin özgür iradesiyle yerine getirdiği bir durumdu. Türkler, Orhun Yazıtlarında da belirtildiği şekilde Sonsuz Uzay anlamına gelen Tengri dedikleri bir yaratıcıya inanır, Tengri’ye kan akıtmadan toprağa süt dökmek, ağaçlara iyi dileklerinin gerçekleşmesi için bez bağlamak gibi ritüellerle hediyeler sunar, kutsal kitabının yaşamının her ânında hayati ihtiyaçlarını gidermek için gereksinim duyduğu Doğa olduğu gerçeğinin bilincinde olarak Doğaya saygı duyar, Doğayı sever korurdu. Tengri ile iletişime geçmesi için peygamber gibi birine ihtiyaç duymaz doğrudan kadim yazıtlarında belirtildiği şekilde hareket ederek Tengri ile özdeşleşir, Bir Olur, inancının gereğini yerine getirirdi. Padişaha itaat ve arapların günlük yaşamını anlatan şeriatı yaşama arzusu ve isteği dini bir gelenek olarak Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra kültürüne ve töresine yerleşmiştir. Bu şeriat düzeni ve padişaha itaatin dini bir vecibe olduğunun halka dayatılması, saraydan beslenen aydınlar ve ulemalar eliyle gerçekleştirilmiştir ve amacı padişahın statüsünü din eliyle koruyarak hem padişahın tahtının emniyetini hem de kendi menfaatlerini ve çıkarlarını muhafaza altına almaktır. Çünkü halk uyanır ve ayaklanırsa ne padişahın tahtı, ne de tarikat ve cemaatler ile birlikte ulemanın ve şeyhin de menfaati ve çıkarı kalır. Hayatını din tüccarlığı ile geçiren ve halkın din ile kanını emen sistem çöker ve yok olur.

Peki bu durum nasıl oldu da halk padişah ve din adamlarına itaati dini bir görev olarak benimsedi. Bu düzeni en iyi şekilde anlatan ve dünyada sosyolojiyi kuran ve birçok ilimlere kapıyı açan ünlü İslâm âlimi İbn-i Haldun’dan dinleyelim. İbn-i Haldun ünlü eseri Mukaddime’de şöyle söyler;
Devlet ilk kuruluş çağında yabancı bir kuvvet gibi olup, ona alışmadığı için, halkın hükümete boyun eğmesi zor olur. Halk ona ancak kuvvetinden dolayı boyun eğer. Çünkü halk henüz onun idaresine alışmamış, ona itaati âdet etmemiştir. Devlet reisliği belli bir düzen üzere bir soyda karar bularak ve hükümdarlık birinden öbürüne, oğullarına geçtikten ve biri arkasından başkaları hüküm sürdükten sonra, insanlar o devletin ilk halini unuturlar. Hükümdarlık o sülaleden gelenlerin tabii olan hakkı şeklini alır ve onlara boyun eğmenin dini bir vazife olduğu bir inanç haline gelir. Kalplerde bu inanç yerleştikten sonra, insanlar inançları koruyarak savaştıkları gibi, onların düşmanlarıyla savaşırlar. Bu inanç hasıl olduktan sonra kuvvetli bir asabiyete muhtaç olmazlar, bu sülaleye itaat artık Allah’ın kitabına inanmak gibi değişmez bir inanç halini alır. İşte bundan dolayı kelâm ilmine dair eserlerin son taraflarına, imamet meselesi iman akidelerinden olarak eklenmiştir. Güya İmamet imanın şartlarından biridir.” (Ibn Haldun, Mukaddime, C. L, has. Süleyman Uludağ, Istanbul, 2009, s. 374)

İbn-i Haldun’un da söylediği gibi ileri süreçte devletin idaresinin tek bir elde yani tek bir aile de ve soyda toplanması halkın zamanla asabiyetini yani milliyetini kaybetmesine sebep olduğu gibi kronik bir hastalık gibi imamet meselesi yani padişaha itaatin dini bir vecibe olduğu halkın bilincine yerleşerek halkın kendi kendini köle olarak görmesine sebep olur. Padişah halka iyilik yaparsa Tanrı’da padişaha ikramda bulunur ve iyilik yaptığı maiyetindeki halkın yani raiyyenin padişaha teşekkür borcu vardır. Ancak padişah halka zulüm, hıyanet ve gaddarlık ederse, vebali boynuna halkın yani raiyyenin bu zulme karşı sabretmesi gerekir. Çünkü padişahın cezası sonra Tanrı tarafından verilecektir.

İşte böyle kendi yönetimini ve saltanatını korumak ve sürdürmek ve bu saltanat ve yönetimden nemalanan menfaatçi ve çıkarcılar, hiç çekinmeden düşünmeden hunharca devletin kaynaklarını, yasalarını, idare organlarını kötüye kullanmaktan kaçınmazlar ve halka zulmeder, hıyanetlik yapar ve hem yönettiği devlete, hem de yönettiği halka ihanet eder. Kendi dinini kendisi okuyarak ve anlayarak, araya tarikat ve cemaatler ile şeyhler, dervişler ve ulemaları aracı koymadan doğrudan dini vazifelerini yerine getiremeyen ve bu çıkarcılar tarafından uydurulmuş din öğretilen halk ise bu zulmün, hıyanetin, ihanetin farkına varamaz ve sanki Tanrı’nın verdiği bir cezaymış gibi görerek ve mükâfatını öbür dünyada alacağını zannederek bu zulme, hıyanete ve ihanete karşı çıkmaz, hakkını aramaz ve sessiz kalır. Çünkü halk yaşama özgürlüğünü ve düşünme becerilerini kaybetmiştir. Onlara göre padişah Tanrı’nın yeryüzündeki halifesidir ve temsilcisidir. Aslında sadece ulu’l-emr olarak gördüğü padişahın da bir insan olduğunu kendisinden üstün olmadığını ve hataları ve yanlışları olabileceğini idrak etse herşey tersine dönecek, kendi fiziksel ve ruhsal köleliğinden kurtulacak ve bütün yönleriyle özgürlüğüne kavuşacak.

Öyleyse şöyle diyoruz;
Adalet Mülkün Temelidir.
Mülk nedir?
Mülk herhangi bir mal veya mülk değildir. Mülk DEVLET’tir.
Devlet herhangi bir soy ve hanedanın ya da kişinin olamaz. Devlet kendisini oluşturan en küçük birim olan bireydir. Yani devlet, o devleti oluşturan halktır. Sahiplenilenemez, kendi çıkarları için kullanılamaz ve devredilemez. Hükümdar, Cumhurbaşkanı ya da İktidarlar kendi malı gibi göremez, sahiplenemez ve kullanamaz. Kötüye kullandığı takdirde halk hakkını aramak ve bunun hesabını sormakla mükelleftir.

DEVLETİMİZ BİZİM BU TOPRAKLARDA VAR OLMA SEBEBİMİZDİR. DEVLETİMİZE SAHİP ÇIKALIM VE DEVLETİMİZİ KORUYALIM.

Saygılarımla

Kemal AVCI
Vatanseverler Partisi Türk Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Kağan Medya Ajansı Basın Muhabiri

KAĞAN MEDYA AJANS - KAĞAN E HABER - KAĞAN TV - KAĞAN RADYO - KAĞAN GAZETESİ - KAĞAN DERGİSİ - KAĞAN REKLAM - KAĞAN DANIŞMANLIK - WWW.KAGANMEDYA.COM - İNFO@KAGANMEDYA.COM - WHATSAPP İLETİŞİM HATTI +90 537 747 41 75 - KAĞAN MEDYA BİR AYRICALIKTIR - GÜCÜ TARAFSIZLIĞINDA TÜRK'ÜN MEDYADAKİ KÜRESEL GÜCÜ -