18 Tem AYŞENUR SEVİM’İN KALBİNDEN KALEMİNDEN GÜN YÜZÜNE YANSIMALAR
Gölgeden Önce
Gece, henüz zamanı öğrenmemişti.
Yıldızlar vardı ama gökyüzü yoktu.
Işık vardı ama gölge yoktu.
Sessizlik vardı; insanın yüreğine korku veren değil, bütün varlığı saran derin bir huzur gibi…
O sessizliğin içinde sayısız ruh bekliyordu.
Hiçbiri birbirine yabancı değildi.
Çünkü ayrılık henüz yaratılmamıştı.
Ne hasret vardı…
Ne ölüm…
Ne de gözyaşı…
Sadece tek bir hakikat vardı.
Işık.
Runa da o ışığın içindeydi.
Henüz bir adı yoktu.
Bir yüzü…
Bir bedeni…
Bir yaşı…
Yoktu.
Sadece özü vardı.
Ve o öz, yaratıldığı ilk anın saflığını taşıyordu.
Derken ışığın içinden bir dalga yayıldı.
Bütün ruhlar sustu.
Çünkü O konuşuyordu.
Ses değildi.
Kelime de değildi.
Kalbin duyduğu, ruhun bildiği bir çağrıydı.
”Yeryüzüne ineceksiniz.”
Birçok ruh geri çekildi.
Çünkü dünya; acının, sabrın ve imtihanın yurduydu.
Runa geri çekilmedi.
İçinde anlamını bilmediği bir özlem vardı.
Sanki çok uzaklarda bir çocuk ağlıyordu.
Ve o çocuğun gözyaşlarını silmesi gerekiyordu.
Işık yeniden konuştu.
”Orada seni herkes anlamayacak.”
”Yalnız kalacaksın.”
”Defalarca kırılacaksın.”
”En sevdiklerini kaybedeceksin.”
”Bazen kendi sesini bile duyamayacaksın.”
Runa ilk kez korkuyu hissetti.
”Ya yolumu kaybedersem?”
Sessizlik…
Sonra tek bir cevap…
”Özünü unutabilirsin…
Ama özün seni unutmaz.”
…
Bir bebek ağladı.
Bir anne gülümsedi.
Bir ömür başladı.
Kimse fark etmedi.
Ama o gün dünyaya yalnızca bir çocuk gelmemişti.
Unutulmuş bir sır da insanlığın arasına yeniden doğmuştu.
Ve adı…
Runa’ydı.