11 Eki SAYIN KEMAL AVCI OSMANLI DA TÜRK OLMAK
OSMANLI NE İDİ?
OSMANLI’YI KİMLER KURMUŞTU VE TÜRKLER DEVLETİN NERESİNDE İDİ?
Göktürk Beyi Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün 1938’de aramızdan geçici olarak ayrılışından sonra son 88 yıldır bir Osmanlı hayranlığı, Osmanlı şakşakçılığı sürüp gidiyor Türkiye’de. Son 88 yıldır sanki Türklerin tarihi sadece Osmanlı’ymış ve Türklerin başka tarihi yokmuş gibi bir uydurma tarih anlatılıyor sürekli. Eğitim müfredatına bakıyorsun Osmanlı, medyaya bakıyorsun Osmanlı dizileri, filmleri, yazıları vs. partilere ve ocaklarına bakıyorsun Osmanlı. Sürekli bir Osmanlı parlatması, Osmanlı dayatması var Türkiye’de.
Peki kim bu Osmanlı?
Söyleyeyim:
Önce Osmanlı Hayranlarının duvarlarını süsleyen armasından başlayalım.
İşte Osmanlı Armasının hikayesi… Kırım Harbi sona erince, Müttefikimiz Fransa, Abdülmecid’e Legion D’Honneur nişanı verir, diğer müttefikimiz olan İngiltere de Sultan Abdülmecid’e Dizbağı Nişanı takdim etmek ister. Lakin bu nişanın sunulacağı kişinin hanesinin bir armasının olması ve St. George kilisesine asılması gereklidir. Fakat Abdülmecid’in dahil olduğu Osmanlı Hanesinin böyle bir arması yoktur. Bunun üzerine Kraliçe Victoria, Prens Charles Young’u görevlendirir, Prens İstanbul’a gelir ve incelemelerde bulunur, daha sonra da bilinen Arma tasarlanır ve St. George kilisesine asılır. İşte Osmanlı Torunuyum diye ortalıkta dolaşan tarihinden bihaber olanlar hikayesini bilmediği İngiliz tasarımı armayı “Dünyanın en güzel arması” diye paylaşır. Çünkü bu armayı dini motifler barındıran uhrevi bir sembol zannetmektedirler. Oysa ki St. George kilisesine asılmak için tasarlanmış farklı bir inancın, anlayışın hazırladığı armadır.
Osmanlıyı kimler kurdu anlatalım:
Osmanlı’yı Yunanlılaşmış Persler ve Ahemeniler (Acem ve Anemen karışımı) soyundan gelenler kurmuştur. Osman Gazi diye bilinen kişi Yunanlılaşmış Persler ve Ahemeniler (Acem ve Anemen) soyundan gelen Kara Osman’dır. Kara Osman lakaplı Osman Gazinin kayınpederi, Osman Gazinin eşleri olan ve iki kız kardeş olan Bala ve Mal Hatunun babaları Şeyh Edebali diye bilinen kişi ise gerçekte terbiyeli kişi anlamına gelen (Edepli) lakabıyla anılan (Ali) adında bir Moğol’dur. Ama Osmanlı devşirmesi tarihçiler, birinci padişah saydıkları Osman’ı ve tüm Osman oğullarını yüceltmek için, övgüye, karılarının babasından başlayarak, edepli AlDnift adını Şeyh Edebali’ye çevirdiler. Babalarının Moğol diline ve soyuna uygun olarak kızlarına koymuş olduğu (Mal) ve (Bala) adlarını inceltip yücelterek (Mâl) ve (Bâlâ) yaptılar. Bu gerçek tarih sayfalarında hâlâ durmaktadır.
Devam edelim.
Tarih-i Sultan Mehmet Han-ı eseri yazarak Fatih İkinci Mehmet’e sunan Kritovulos’u Fatih Sultan Mehmet İmroz adasına kral yapmıştır. Ayrıca Osmanlı’da yüzyıllarca sürecek kardeş katli ile ilgili fermanı veren ve kardeş kanı dökülmesine sebep olan Sırp Despina’nın oğlu Fatih’tir. Fatih İstanbul’un fethinden sonra yönetimdeki Türkleri uzaklaştırmış, yerine yönetime Yahudileri getirmiş ve getirdiği Yahudi tarafından da öldürülmüştür. Fatih kendini Doğu Roma’nın imparatoru ve Bizans kilisesinin en büyük Ruhani lideri olarak görüyordu. Fatih İstanbul’a girer girmez hemen Ayasofya kilisesine gitti. Hıristiyan Ortodoksların en büyük lideri Patrik Grigorios’un yerine hemen orada Gennadios’u Patrikliğe atadı, elini öperek Patriklik asasını kendi eliyle verdi. Fatih Ermenileri de unutmamış, Bursa’da oturan Papaz Yuvakim’i İstanbul’a o dönemki adı ile Konstantinopol’e davet ederek Ermeni Patriği yaptı. 250.000 Ermeni’yi İstanbul’a getirip yerleştirdi ve iş ve mekan sahibi olmalarını sağladı. Rumlar ve Ermenileri getirirde Yahudileri unuturmu Sırp Despina’nın oğlu Fatih? Elbette unutmaz. 13 yıl sonra Bavyera’dan kovulan Yahudileri İstanbul’a, Selanik’e ve Sakız Adasına yerleştirdi. Rumlar ve Ermenilere gösterdiği sevgiyi saygıyı Yahudilere de göstererek din, ibadet, her çeşit işte çalışıp kazanma güvencesi verdi. İstanbul’u alan gerçek kişi olan Çandarlı Halil Paşa’yı devşirme Zağnos Paşa’nın akıl hocalığı yaparak Bizans imparatorundan rüşvet aldı yalanı ile önce zindana attırdı, sonra da öldürttü. Eskidendir Çandarlı’ya kini vardı Sırp Despina’nın oğlu Fatih’in.
Peki Türkler ne yapıyordu ve Türkler imparatorluğun neredesinde idi?
Hiçbir yerinde. Türklerin tek bir görevi vardı. Osmanlı tahtı ve saltanatı için yeterli serveti, saraylara doldurulacak kadınları, oğlanları ve devlet adamı yetiştirilmek üzere (Enderun-u Hümâyun) denilen ocakta eğitilecek yabancı soylu oğlanları elde etmek için açılan savaşlarda can vermek, kan dökmek ve bir daha geri dönmemek. Çadırdan çıkarıp mermer saraylara kavuşturduğu Osmanoğullarına tutsak kul köle yığını olmakla kalmayıp, savaşlarda tutsak aldığı frenk dölü yabancılara, yurdunda tutsak olmak, ezildikçe ezilmek. İşte Türk’ün görevi bunlardı Osmanlı’da.
Ayrıca Fatih’in 17 yabancı Hıristiyan kadınla evli olduğu tarihsel belgelere geçirildi.
Görüldüğü gibi Osmanlı’nın Türklerle hiçbir ilgisi alakası yoktur. Hatta Türk düşmanıdır Osmanlı. 600 yıllık saltanatı boyunca sürekli Türkleri aşağılamış, hor görmüş, katletmiş (Yavuz Sultan Selim’in sahte şeyh, Türk düşmanı İdris-i Bitlisi ile işbirliği yaparak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Türklere yaptıkları zulümler), elinden ekmeğini almış, savaşta cepheye sürmüş ve milyonlarca Türk’ün kanının dökülmesine sebep olmuştur. Bunu en güzel anlatan şiir Dadaloğlu’nun şiiridir.
Dadaloğlu Osmanlı’nın Türklere yaptığı haksızlığa dayanamaz ve şöyle der:
ŞALVARI ŞALTAK OSMANLI
EYERİ KALTAK OSMANLI
EKENDE YOK BİÇENDE YOK
YEMEDE ORTAK OSMANLI
Osmanoğullarının yaptıkları saymakla bitmez ama ben belli başlı padişahları alıyorum yazıma.
Gelelim Osmanlı Hayranlarının Payitahtları Abdülhamid’e
Osmanlı Hayranlarının Payitahtları Abdülhamid Tirimüjgan takma adlı Rusya’lı Ermeni Virgin’den doğmadır. İki kardeşi de mason olan kendisi de İstanbul’da mason locası açarak başına geçmeyi düşünen ama yapamayan masonların Osmanlı’da cirit attığı ve öve öve bitiremediği Abdülhamid. Şahsi servet sahibi olan iktidarını kaybetme korkusu ile telefonu yasaklayan Abdülhamid.
Rus Konsolos kendisine selam vermedi diye er Halim’e tokat atar. Halim yediği tokatı bir Türk olarak gururuna yediremez ve Rus konsolosu öldürür. Payitahtları Abdülhamid Rusların gönlü olsun diye er Halim’i ve yanındaki askeri idam ettirir. Yetmez Rus konsolosa cenaze töreni düzenler. Eee ne de olsa ana Rus Ermenisi mahçup mu olsun. Abdülhamid kabinesine ne kadar Ermeni varsa doldurur. O kadar uyanık ki Reşit Efendi takma adlı İngiliz ajanı Vambery’nin boynuna sarılır ve senden başka güvenecek kimsem yok diye ağlar. Yetmez Türk’ün kanıyla ödeyerek aldığı Osmanlı’nın toprakları bol keseden dağıtır babasının malı gibi. Hatta Enver Paşalar, Karabekirler istibdat dönemi der Abdülhamid’in dönemine. İşte böyledir Osmanlı Hayranlarının Payitahtları Abdülhamid.
Bir de son padişahımız Vahdettin var ki akıllara zarar.
Ülke işgal edilir halka direnmeyin teslim olun diye fermanlar yayınlar. Türk milleti Meydan Muharebesi yaparken o izdivaç peşindedir. Soyu sopu belirsiz bir avuç halk der Türklere. Başta Atatürk olmak üzere vatan için canını ortaya koyan bir avuç Türk’ün hakkında idam fermanı imzalar. Damadı İngilizle Kürdistan kurulması için anlaşır. Sonra da ülke kurtarılınca İngiliz’den sığınma talebinde bulunur ve kaçar.
Yüzyıllarca Türkler Osmanoğullarının saltanatı için dört bir yanda bilmediği topraklarda, bilmediği hakla savaşır kanını döker, reaya yerine konur, elinden ekmeği alınır. Ama yine de yaranamaz bu Yunanlılaşmış Persler ve Ahemeniler soyundan gelenlerin kurduğu, kan bağı dahil kendisi ile hiçbir ilgisi alakası olmayan ve yüzyıllardır kendisine düşman olan İdrak-ı Bi İdrak yani Akılsız Türk dedikten sonra Baban Bile Olsa Türk’ü Katlet diyerek kendisini katleden Osmanlı’ya.
İşte böyledir Osmanlı. Türk devleti değildir. Türk düşmanıdır. Bunlar iyi bilinmesi gereken önemli tarihsel konular ve geçmişte yaşananlar.
Bizim tarihimiz yani asil Türk Milletinin tespit edilebilen tarihsel ve bilimsel kanıtlar ışığında 9 milyar yıllık bir geçmişe sahiptir. O semavî zannedilen dinlerde geçen yaratma hikayesinin Türkler ile hiçbir ilgisi alakası yoktur. Türkler bu gezegeni korumak için Sirius’tan getirilmiştir. Tarihimizi iyi bilmek çocuklarımıza çok iyi öğretmek ve Türklük ruhunu işlemektir. Anne ve babalara, akademisyenlere, aydınlara ve öğretmenlere çok büyük iş düşüyor burada. Çok büyük bir görev var ve kesinlikle ihmale ve suistimale getirilmeyecek bir görevidir bu.
Dikkat ederseniz emperyalizm ve işbirlikçileri sürekli Osmanlı millet sistemine dönülsün, Cumhuriyet rejiminin değiştirilmesi gerekir gibi çok tehlikeli ve haince açıklamalarda bulunmaktadır. Türk milleti çok uyanık olmak, vatanı ve milleti için her daim teyakkuzda olmak zorundadır. Su Uyur Düşman Uyumaz derler. Emperyalizm Türk Dünyası üzerindeki emellerinden hiç vazgeçmedi ve vazgeçmeyecek. Bu tehlikeyi ehemmiyetle belirtmek istiyorum.
Sene 1907. Mustafa Kemal, Selanik’te akşamları yakın arkadaşlarıyla bir kahvede ve genellikle bir lokantada buluşuyor, buralarda fikirlerini saklamadan konuşuyordu. Bir akşam, arkadaşı Salih (Bozok) ve Fuat (Bulca) ile sohbet ederken, söz yine dönmüş dolaşmış, imparatorluğun kurtuluşuna dayanmıştı. Mustafa Kemal Fuat Bulca’ya “Yanında bir kağıt var mı?” diye sordu. Fuat Bulca kendisine bir beyaz kâğıt uzatınca, cebinden kalemini çıkardı ve bir harita çizdi: “İmparatorluktan işte bu kalacaktır. İstersen cebine koy sakla, göreceksin!” Mustafa Kemal’in çizdiği harita, bugünkü Türkiye haritasının aynısıdır!
Bakınız Mustafa Kemal’in 1907’de çizdiği harita bugün Türk Milletinin yaşadığı topraklar olan Anadolu topraklarıdır. Çünkü Anadolu binlerce yıldır Türk toprağıdır ve Türk Milletinin kanıyla canıyla koruması gereken kutsal topraklardır.
Ben Bu Sonsuz Uzayda En Çok Türk Olmayı Sevdim.
NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE
SAYGILARIMLA
Kemal AVCI
Vatanseverler Partisi Türk Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Kağan Medya Ajansı Basın Muhabiri